ABD’de göçmenlik polisi olarak bilinen ICE (Immigration and Customs Enforcement), Minneapolis’te yaşanan ölümcül bir olayın ardından yeniden sert eleştirilerin odağında. Bir aile annesi olan René-Nicole Goode’un bir ICE ajanı tarafından vurularak hayatını kaybetmesi, ajansın yöntemlerine yönelik tartışmaları alevlendirdi.
Olay sonrası Minneapolis’te gerilim yükselirken, Beyaz Saray durumu “meşru müdafaa” olarak değerlendirdi. Buna karşılık Minnesota ve Illinois eyaletleri, anayasanın ihlal edildiği gerekçesiyle dava açtı. Yerel yöneticiler ve sivil toplum, ICE’ın giderek kontrolsüz bir güç haline geldiğini savunuyor.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, yüzleri kapalı ve ağır silahlı ajanların kamusal alanlarda sert kimlik kontrolleri yaptığı görülüyor. Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, bu uygulamaların artık kabul edilemez olduğunu söyledi. Bazı gazeteciler ve uzmanlar ise ICE’ı “yarı askeri bir milis gücü”ne benzetiyor.
ICE, 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra kuruldu ve Donald Trump döneminde yetkileri ve bütçesi önemli ölçüde artırıldı. Ajans, yasa dışı göçle mücadele ettiğini savunurken; eleştirmenler, hızlı işe alımlar ve belirsiz yetkilerin keyfi uygulamalara yol açtığını öne sürüyor.
Trump ayrıca, gerekirse 1807 tarihli İsyan Yasası’nı devreye sokabileceğini belirtti. Kamuoyu yoklamalarına göre Amerikalıların yalnızca %36’sı bu politikayı desteklerken, çoğunluk ICE’ın sert yöntemlerinden endişe duyuyor.